Hasankeyf Höyük Kazısı

Başkanlığımızca yürütülen ve 2009 yılında Prof. Dr. Gülriz KOZBE’nin bilimsel sorumluluğunda başlayan Hasankeyf Höyük kazıları, Prof. Dr. Yutaka MİYA-KE’nin bilimsel danışmanlığında Japonya Tsukuba Üniversitesi’nce oluşturulan bir ekip tarafından yürütülmektedir.

Hasankeyf’in 1,5 km doğusunda Dicle Nehri’nin kuzey kıyısında yükselen Hasankeyf Höyük 200.00 x 160.00 m’lik alanı kaplamaktadır .

2009-2013 yılları arasında yapılan çalışmalarda Hasankeyf Höyük’te Çanak Çömleksiz (akeramik) Neolitik, Demir ve Hellenistik Çağ’a ait bulgular tespit edilmiştir. Neolitik sonrası dönemlere ait kalıntılar, çalışmaların yoğunlaştırıldığı tepenin zirve kesiminde tespit edilen yer yer çukur ya da mezarlarla takip edilebilmektedir. Höyük üzerinde geç dönem tabakalarının bulunmaması nedeniyle, doğrudan Neolitik Çağ tabakalara ulaşılması mümkün olmuştur.

2013 yılı çalışmalarına 2012 yılında çalışılmış açmalarda devam edilmiştir. Ancak buna ek olarak höyüğünün başka kesimlerindeki durumunu aydınlatmak amacıyla, batı yamacında yeni alanlar açılmıştır (G7 ve G8 Açmaları). Ayrıca yapı kalıntılarının genel dağılımı anlamak amacıyla, geomanyetik araştırmaları da ger-çekleştirilmiştir.

F11 ve F12 Açmaları

Bu açmaların kuzey kısmında çanak çömleği de içeren kalıntıların varlığı 2012 yılı çalışmalarında tespit edilmiştir. 2013 yılında bu kesimde Hellenistik döneme ait bir çukurun varlığı ortaya çıkmıştır (222 no.lu çukur). Bu çukurun dışında 2013 yılında tespit edilen kalıntılar, tümüyle Akeramik Neolitik dönemine aittir.

2012 yılında F11 ve F12 Açmalarında tespit edilen 85 no.lu yapı, kısmen geç döneme ait çukurlar tarafından tahrip edilmiş olmasına rağmen, büyük bir bölümde esas yuvarlak planı takip etmek mümkün olmuştur. Yalnızca F12 Açmasında yer alan bu yapının güneydoğu kısımda ise duvarın bir bölümün kesildiği anlaşılmıştır.

85 no.lu yapının altında tespit edilen ve onunla hemen hemen aynı planda olduğu anlaşılan 200 no.lu yapının, 85 no.lu yapıdan taban seviyesiyle 60 cm daha derin olduğu anlaşılmıştır. Bu yapının zemininde, taban alt gömü olarak değerlendirilebilen 201 no.lu mezar yapısında erişkin bir bireye ait, bükülmüş pozisyonda sağ tarafa yatırılmış gömü tespit edilmiştir. Gömünün sol kol kemiği üzerinde siyah renkli ince çizgi halinde boya izlerine rastlanmıştır.

F12 Açmasının güney kısımda yer alan 93 no.lu yapı, zemini kazılarak inşa edilmiş yuvarlak planlı bir yapıdır. Kısmen G12 Açmasına kadar uzanmasına rağmen, yapının büyük bir bölüm F12 Açmasında kalmıştır. Farklı seviyelerde bu yapıya ait 3 taban tespit edilmiştir. En üstteki 1. tabanı, 2012 yılı çalışmalarda tamamen ortaya çıkarılmıştır. 2013 yılı çalışmalarında yapının 1. tabanı kaldırarak aşağı inildiğinde, taban alt gömü olarak değerlendirilebilen 4 gömüye rastlanmıştır (147, 151, 161 ve 167 no.lu).
Bu yapının batı kısımda büyük olasılıkla duvardan düşmüş olduğu düşünülebilen taşlara karşılaşmıştır. 147 no.lu gömünün, bu döküntü taşlar içine kazılarak yapılan bir çukur içine yerleştirildiği söylenebilir. Sağa yatırılmış şeklide hocker tarzında gömülmüştür. Bu gömünün hemen altında 167 no.lu gömüye rastlanmıştır. 167 no.lu gömü, oldukça tahrip olmuş durumdadır. Yapının doğu kesiminde tespit edilen 151 no.lu gömünün ise, yalnızca kafatasının bir kısımı ve bir kaç tane kaburga kemiği kalmıştır. Kısmen açmanın güney kesitine girmiş şekilde tespit edilen 161 no.lu gömü, çok iyi korunmamış olmakla birlikte, sola yatırılmış şekilde gömülmüş olduğu söylenebilir.

93 no.lu yapıya ait toplam 3 taban tespit edilmiştir. 2. Tabanın altında da taban alt gömüye rastlanmıştır. Yapının kuzeybatısında tespit edilen 178 no.lu gömünün, sola yatırılmış şeklide hocker tarzında gömülmüş olduğu anlaşılmıştır. Kafatası ve diğer gövde kemiklerinde de kırmızı ve siyah boya izleri gayet net bir şeklide görülmektedir .

Açmanın doğusunda kısmen tespit edilen 118 no.lu yapı ve açmanın güneydoğu köşesinde tespit edilen 94 no.lu yapıların da, zemini kazılarak inşa edilen yuvarlak planlı yapılar olduğu düşünülebilir. Böylece höyük zirvesindeki diğer açmalar da olduğu gibi, F11 ve F12 Açmalarında oldukça yoğun bir şeklide yuvarlak planlı yapıların inşa edildiği anlaşılmıştır. Ayrıca bu yuvarlak planlı yapıların, kendi içinde bir kaç yenileme evresine sahip olmasına rağmen, birbirlerini hiç kesip bozmaması, hemen hemen aynı zamanda kullanılmış olduğunu göstermektedir.

Bu yuvarlak planlı yapının dışında kalan alanlarda ise, yine yuvarlak planlı olmakla birlikte, daha küçük boyutlu değişik yapı kalıntılara rastlanmıştır. F12 Açmasının ortasında yer alan 105 no.lu yapı, etrafı küçük taşlarla çevrilen duvara sahiptir. İçi sarı renkli oldukça sert toprakla doldurulmuş olup, bu dolgu toprak içinden buluntuların hemen hemen hiç bulunmaması, bu yapının bilinçli olarak doldurulmuş olduğu izlemini bırakmaktadır. Bu yapının hemen altında tespit edilen 202 no.lu yapı ise, 105 no.lu yapıyla benzer şekilde küçük taşlar içeren kil duvarla çevrilmiş olup, içi sarı renkli kil ile doldurulmuştur. Ancak 202 no.lu yapının 105 no.lu yapıdan daha derin olup, tabanının farklı büyüklükteki taşlarla döşenmiş olduğu ortaya çıkmıştır. Açmanın kuzey kesiminde tespit edilen 119 no.lu yapının, Hellenistik dönemine ait çukur tarafının kısmen bozulmuş olmasına rağmen, yarı dairesel planlı olduğu anlaşılmıştır. Kilden yapılmış duvarda belli aralıkta çukurcukların bulunması, yapının dal örgü duvara sahip olduğunu göstermektedir. Bu yapı kalıntısı da sarı renkli kil ile doldurulup, tabanında döşeme taşlar bulundurmaktadır. Bu küçük yuvarlak planlı yapı kalıntıları birbirine benzer özelliklere sahip olup, büyük olasılıkla yiyecekleri saklamak üzere, depolama amacıyla kullanılmış olduğu düşünülmektedir.

G11 Açması

2012 yılında doğu bölümünün yarısı kazılmış olan G11 Açmasında tespit edilen 140 no.lu yapının devamını takip etmek amacıyla, kuzeybatı kısmı 4.50 x 4.50 m ölçülerinde genişletilmiştir.

Kısmen F11 Açmasında devam eden 140 no.lu yapının, köşeleri hafifçe yuvarlatılmış dikdörtgen planlı bir yapı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yapıyla ilişkili olduğu düşünülen çok sayıda insan iskeletine rastlanmıştır (160, 169, 171, 174, 176, 182, 183, 187, 188, 189 no.lu mezarları).Yüzeye çok yakın olması nedeniyle, bu iskeletlerin çoğu esas yerine koruyamamış olup oldukça dağınık durumda tespit edilmiştir.

Bu yapının, yanında bulunan 2 no.lu ve 233 no.lu yuvarlak yapıları kısmen tahrip ederek inşa edilmiş olması, Akeramik Neolitik Çağ içindeki daha geç bir evreye ait olduğu kanısını desteklemektedir. Eğer bu varsayım doğru ise, H12 Açmasında tespit edilen dikdörtgen planlı 3 no.lu yapı ile birlikte, Hasankeyf Höyükte Neolitik Çağ’ın son evresinde, artık yapıların yuvarlak plandan dikdörtgen plana dönüşmüş olduğunu öne sürmek mümkün olacaktır.

G12 ve H12 Açmaları

Bu açmalarda tespit edilen ve 2011 yılından beri kazılmaya devam edilen 3 no.lu yapının, köşeleri hafifçe yuvarlatılmış dikdörtgen plana sahip olduğu ve farklı seviyelerde 3 tabanın bulunduğu bilinmekte idi.

Ayrıca bu yapıya ait olduğu düşünülen çok sayıda gömü de tespit edilmiştir. 2013 yılında da çalışmalarımızı devam ettiğimiz, bu yapının 2. Tabanına ait olduğu tespit edilen 3 tane daha gömüye rastlanmıştır (123b no.lu, 219 no.lu ve 237 no.lu gömüler). Böylece bu yapıya ait gömülerin sayısı 30’u ulaşmıştır. 219 no.lu gömüde ise, iskeletin sağ kolunda in situ halinde kemikten yapılmış ve üzerinde çizi bezekleri bulunan levha bulunmuştur .

2013 yılında yapılan çalışmalar sonucunda, en altta yer alan 3. tabana kadar tamamen inilmiştir. En önemli sonuçlardan bir tanesi ise, yapının kuzeybatı kesiminde 3. tabanına ait bir dikilitaşının bulunmasıdır . Üst kısmın kırılmış olmasına rağmen, in situ olarak tabana dikilmiş şeklide bulunması, bu yapının özel bir bina olma ihtimalini daha da kuvvetlendirmektedir. Bu binada çok sayıda gömünün bulunması ve henüz kesin olmamakla birlikte su kanalı ve kıyıya benzeyen kalıntılara rastlanması da, bu görüşü desteklemektedir.

Bu 3 no.lu yapının dışında kalan açmaların güney kesiminde ise, zemin kazılarak inşa edilen yuvarlak planlı yapılara rastlanmıştır (207 no.lu, 217 no.lu, 226 no.lu ve 227 no.lu yapıları). Bunlardan 207 ve 217 no.lu yapılar, taban seviyesine kadar tamamen kazılmıştır. 207 no.lu yapıda taban altında iki tane gömü tespit edilmiştir (213 no.lu ve 236 no.lu gömü). 217 no.lu yapı ise, 207 no.lu yapının hemen arkasında inşa edilmiş olup, kısmen 207 no.lu yapı tarafından kesilmiştir. Ayrıca bu yapıya ait duvarın, 3 no.lu yapıya ait olduğu düşünülen 219 no.lu ve 237 no.lu gömüleri tarafından da kesilmiş olduğu anlaşılmıştır.

G13 Açması

Açmanın kuzeydoğu köşesinde bulunan yuvarlak planlı bir yapı olan 127 no.lu yapıda, taban seviyesine kadar tamamen inilmiştir. Taban üzerinde çok sayıda öğütme taşının bulunması dikkat çekicidir. Yapının tabanı kaldırılarak taban alt gömü aranmıştır. Nitekim burada 159, 162, 172, 179 ve 196 no.lu mezarlar olmak üzere, beş adet taban alt gömüye rastlanmıştır. Bunlardan 196 no.lu gömünün bir çocuğa ait olduğu, kafatası, kol ve bacak kemiklerinin üzerinde belirgin boya izleri gözlenmiştir. Havada kalan 127 no.lu yapının duvarı kaldırılınca, onun hemen arkasından başka bir yuvarlak planlı yapıyla karşılaşılmış ve bu yapıya 238 numarası verilmiştir.

2012 yılında taban seviyesine kadar kazılmış olan 10 no.lu yapının, tabanı kaldırılarak aşağı inmeye devam edilmiştir. Burada da yine taban altında 148, 153, 170 ve 173 no.lu mezarlar olmak üzere dört adet gömüye rastlanmıştır. 10 no.lu yapının duvarı kaldırınca, onun hemen arkasında arka arkaya iki tane yuvarlak planlı yapıyla karşılaşılmış ve bu yapılara 108 ve 115 numaraları verilmiştir. 115 no.lu yapının taban altından iki adet gömü tespit edilmiştir (180 no.lu ve 211 no.lu gömü). Bunlardan 211 no.lu gömünün kafatası ve bacak kemikleri üzerinde belirgin biçimde siyah ve kırmızı boya izleri gözlenmiştir.

G13 Açmasında ortaya çıkarılan, bir kaç yuvarlak planlı yapının arka arkaya tespit edilmesi, aslında aynı yapının yenilendiğini düşündürmektedir. Dıştaki en büyük yapının ilk olarak inşa edilen esas yapı olduğu ve herhangi bir bozulma nedeniyle yenilenmek zorunda kaldığı, onun içine daha küçük boydaki başka bir yuvarlak yapının inşa edildiği düşünülmektedir.

Bu yuvarlak planlı yapıların dışında kalan açmanın batı kesiminde ise, F11 Açmasına benzer şekilde küçük çukur halinde yuvarlak kalıntılara rastlanmıştır. 168 no.lu ve 181 no.lu yapıların içi oldukça sert, sarı renkli kille doldurulmuş olup, tabanlarında taş döşemeler bulunmaktadır. Ancak 158 no.lu yapı, diğer kalıntılardan farklı özelliğe sahiptir. Söbe biçimindeki bu yapıda ise, üst üstte 4 farklı tabanın bulunduğu ortaya çıkarılmıştır. Bu tabanlar sert kilden oluşmuş olup, henüz kesin olmamakla birlikte, bazı tabanların yüksek derecede ateşe maruz kaldığı izlenimi bırakmaktadır. Dördüncü tabanının üzerinde ise, siyah ve kırmızı renkli kumaşa ait olduğu düşünülen baskı izi tespit edilmiştir.

H13 Açması

2011 yılında tespit edilen 11 no.lu ve 17 no.lu yapıları, diğer açmalarda da çok sayıda bulunan zemin kazılarak inşa edilen yuvarlak planlı binalardır. 2013 yılki çalışmaların sonucunda 11 no.lu yapının farklı seviyelerde 3 tane tabana sahip olduğu anlaşılmıştır. Açmanın batı kesiminde bulunan 17 no.lu yapının taban seviyesine kadar inildikten sonra kaldırılmış, onun hemen altında başka bir yuvarlak planlı yapıyla (220 no.lu yapı) karşılaşılmıştır. 220 no.lu yapıda farklı seviyelerde iki tane taban tespit edilmiştir.

Bu yuvarlak planlı yapıların dışında kalan alanda ise, çok sayıda taş döşemeli kalıntılara rastlanmıştır. Bu yapı kalıntılarını dikdörtgen planlı (19 no.lu, 20 no.lu ve 224 no.lu yapı), ve yuvarlak planlı (24 no.lu, 232 no.lu ve 247 no.lu yapı) olmak üzere, iki guruba ayırmak mümkündür. Dikdörtgen planlı olan 20 no.lu yapının, seyrek olarak taş içeren kil duvarlarla çevrilmiş olup, farklı seviyelerde üst üstte gelen 5 tane tabanı tespit edilmiştir. Bu tabanların taş döşemeleri üzerinde kalın kil sıvası bulunmaktadır. Bu yapının kazısı tamamlanmadığından, toplam kaç tane tabanın bulunduğu henüz bilinmemektedir. Taş döşemeli yuvarlak planlı yapılar da dikdörtgen planlı yapılarla benzer şekilde inşa edilmiştir .

G14 Açması

2012 yılında açmanın batı kesiminde tespit edilen 142 ve 143 no.lu yapılarda çalışmalar yoğunlaştırılmıştır. 143 no.lu yapı, zemin kazılarak inşa edilen yuvarlak planlıdır. Yaklaşık 2.00 m derinliğindeki yapı oldukça iyi korunmuş durumdadır. Bu yapının içinde daha sonra inşa edildiği düşünülen iki tane dikdörtgen planlı yapıya rastlanmıştır (143 no.lu ve 190 no.lu yapı). 190 no.lu yapının tabanının, taş döşeme üzerinde kil sıvanılarak yapıldığı anlaşılmıştır. Açmanın doğusunda tespit edilen 242 no.lu yapı, yuvarlak plana sahip olup, üst üstte yapılan taş döşemeli tabanlar bulundurmaktadır.

G15 Açması

Höyüğün doğu yamacında yer alan bu açmada da yine zemin kazılarak yapılan yuvarlak planlı yapıya rastlanmıştır. 205 no.lu yapının taban seviyesi, höyüğün en yüksek noktasından yaklaşık olarak 5.00 m. aşağıdadır.

Derin sondaj

Kültürel dolgunun ne kadar derine indiğini ortaya çıkarmak amacıyla, G15 Açmasının doğusunda 2.00 m genişlikte derin sondaj şeklinde çalışmalar gerçekleştirilmiştir. 2012 yılki çalışmalarında G15 Açmasının doğu kısmında kısmen tespit edilmiş olan 139 no.lu yapı, devamı ile birlikte tamamen ortaya çıkarılmıştır. Bu yapı kaldırılarak daha aşağı doğru inildiğinde, kültür dolguların daha derine doğru devam ettiği anlaşılmıştır. Höyüğün en yüksek noktasından yaklaşık olarak 7.50 m aşağıdaki seviyede, henüz planı tam olarak belirlenemeyen yapı kalıntılarına rastlanmıştır. Bu yapıların büyük olasılıkla gene zemin kazılarak inşa edilen yuvarlak planlı binalar olduğu söylenebilir ve bu yapılardan biri olan 230 no.lu yapının içinde en az 1.50 m kalınlıkta dolgu toprak bulunduğu anlaşılmıştır. Böylece höyüğün en yüksek noktasından yaklaşık olarak 9.00 m kadar aşağı inilmiştir. Ancak bu seviyede de henüz ana toprağa ulaşılamaması, kültür dolgunun 9.00 m’den daha kalın olduğunu göstermektedir.

G7 Açması

Yüzey toprağın hemen altında kalın kül dolgularla karşılaşılmıştır. Bu kül tabakalar içine yer yer Demir Çağa ait çukurların kazıldığı anlaşılmıştır (191 no.lu, 194 no.lu, 197 no.lu ve 206 no.lu çukurları). Bu çukurlardan bir tanesinde (191 no.lu) insan iskeletine rastlanmıştır.

G8 Açması

Özellikle açmanın batısında G7 Açması ile benzer şekilde kalın kül tabakalara rastlanmıştır. Burada da bu takaların içine kazılmış şeklide yer yer Demir Çağ ve Hellenistik Çağa ait çukurlar tespit edilmiştir (239 no.lu, 245 no.lu ve 246 no.lu çukurları).

Radyokarbon ölçümleri ile Hasankeyf Höyük Neolitik dönem tabakaları İ.Ö. X. binyılın ikinci yarısına tarihlenmektedir. Bu tarihler yerleşmenin, Hallan Çemi, Demirköy Höyük, Körtik Tepe ve Gusir Höyük gibi, Yukarı Dicle Havzası’nda bulunan diğer Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ yerleşmeleri ile hemen hemen çağdaş olduğunu gösterir. Nitekim bu yerleşmeler arasında mimariden, ölü gömme geleneklerine, taş aletlerden küçük buluntulara kadar, birçok yönde ortak kültürel öğelerin paylaşıldığı bilinmektedir. Elimizdeki verilere göre, Yukarı Dicle Havzası’nın Neolitik Çağ başlarında daha yoğun olarak iskân edildiği, bunu takip eden dönemlerde ise yerleşme sayısının önemli ölçüde azaldığı görülmektedir.

Holosen başlarında, yaklaşık 12 bin yıl önce elverişli iklimsel koşulların oluştuğu bir ortamda iskân edilen bu yerleşmeler, Yukarı Dicle Havzası’ndaki ilk yerleşik köyler olarak algılanabilir. Hasankeyf Höyük’te de gerçek anlamda konut diyebileceğimiz taş duvarlı yapıların bulunması, çok sayıda gömünün tespit edilmesi, oldukça kalın bir kültür dolgusu ile karşılaşılması ve öğütme taşı gibi taşınması zor olan büyük ve ağır aletlerin bol miktarda bulunması, buradaki toplumun, daha önceki dönemleri yansıtan göçebe yaşam biçimini terk ederek yerleşik yaşama geçmiş bir topluluk olduğu görüşünü desteklemektedir.

Geleneksel terminolojiye göre Neolitik Çağ olarak algılanmasına karşın, eldeki veriler Hasankeyf Höyük’te tarıma alınmış bitki ya da evcilleştirilmiş hayvanların olmadığı ve geçimin hala avcılık ve toplayıcılıkla sağlandığını göstermektedir. Daha da dikkat çekici bir sonuç, bitki kalıntıları arasında mercimek hariç, buğday, arpa ve nohut gibi daha sonra tarıma alınacak türlere hemen hemen hiç rastlanmamış olmasıdır. Bu durum, buğday ve arpa gibi tahılların yoğun olarak bulunduğu Orta Fırat Havzası’ndaki çağdaş yerleşmeler ile önemli bir farklılığı yansıtmaktadır. Avcı toplayıcılıktan tarım yapmaya ve hayvan evcilleştirmeye uzanan Neolitikleşme sürecinde, Yukarı Dicle Havzası gibi bu yeni yaşam biçiminin çekirdek bölgesi kabul edilen yerlerde bile aynı süreçlerin izlenmediğini, farklı denemelerin yapıldığını göstermesi açısından, Hasankeyf Höyük’ün insanlık tarihinin bu önemli dönüşüm sürecinin anlaşılmasına katkı sağlayacağı söylenebilir.

Neolitiğin daha geç bir aşamasını temsil eden kalıntılar arasında höyüğün zirve kesiminde bulunan köşeleri hafifçe yuvarlatılmış dörtgen planlı bir yapı gösterebilir. Kenar uzunluklarının yaklaşık 9,00m uzunluğunda olması, taban altında 30 adet gömünün tespit edilmesi ve taban üzerinde üst kısmı kırılmış bir dikili taşın in situ halinde bulunması, bu yapının sıradan bir ev olmayıp, yerleşme sakinleri tarafından ortak olarak kullanılan özel bina olduğu kanısını desteklemektedir.

Erken evrede ise, çok sayıda yuvarlak planlı yapı kalıntılarına rastlanmıştır. Zemin kazılarak inşa edilen, dolayısıyla yarı gömük şeklinde olan bu yapılar, genel olarak 1,00 – 1.50 m derinliğe sahiptir. Bazı yapıların taban altında bükülmüş (hocker) pozisyonunda yatırılmış gömüler tespit edilmiştir. Bunlar birincil gömü olarak kabul edilebilecek durumda olmasına rağmen, bazı iskeletler üzerinde belirgin biçimde boya izleri görülmektedir. Genellikle kafatasında geniş bant şeklinde kırmızı ve siyah boya izleri bulunurken, diğer kemikler ise siyah renkli ince çizgilerle boyanmıştır. Şimdiye kadar tespit edilen boyalı iskeletlerin sayısı ise 22’yi bulmuştur. Ayrıca yapı kalıntılarının genel dağılımı anlamak amacıyla geo-manyetik araştırmaları gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar süresince çok sayıda küçük buluntuya rastlanmıştır.