Hasankeyf

Hasankeyf

Konumu ve Tarihçesi

 

Hasankeyf Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Batman il merkezine 37 km. uzaklıkta tarihi bir yerleşim alanıdır. Raman dağlarının güney eteklerinde, Dicle nehri kenarında sarp kayalıklar üzerine kurulmuştur. Kayalara oyulmuş mağara şeklindeki binlerce konutu nedeniyle, şehre, Arapça ve Süryanicede Mağaralar Şehri ya da Kayalar Kenti anlamına gelen “Hısn-ı Keyfa” denilmiştir. Tarihi kaynaklardaki “Cepha” (Kefa) ve “Hısn-ı Keyfa” adı, Osmanlının son zamanlarında “Hasankeyf”e dönüşmüştür.

Hısn-ı Keyfa (Kayalar Kenti)

Şehrin kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Kentin Gunfe vadisindeki mağara resimleri, bölgenin eski çağlarda şekillendirildiğine işaret etmektedir. İlk bilgilere, “Cepha” adıyla Bizans kayıtlarında rastlanmaktadır. İS 451 yılında toplanan konsilde Hasankeyf Süryani Piskoposluğu‘nu temsil etmiştir. Stratejik önemi nedeniyle, İS II. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nca askeri üs olarak kullanıldığı bilinmektedir. Arkeolojik kazılarla bu döneme ait mimari ve süsleme kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.

Hasankeyf ilk kez 640’ta Hz. Ömer zamanında İslam topraklarına katılmıştır. Çevre halkının inancına göre, Hz. Muhammed’in akrabası Cafer-i Tayyar’ın oğlu İmam Abdullah 651’de burada şehit düşmüş, sonraki yüzyıllarda adına bir türbe ile zaviye yapılmıştır. İslam döneminde sırasıyla Emevilerin, Abbasilerin, Hamdanilerin ve Mervanilerin idaresi altında kalmıştır. Büyük Selçuklular zamanında, Sultan Alparslan’ın komutanlarından Artukoğlu Sökmen, 1101 yılında “Hısn-ı Keyfa Artukluları” adıyla bir devlet kurmuştur. Hasankeyf 130 sene Artukluların “Hısn-ı Keyfa” ve “Amida” (Diyarbakır) beyliklerinin başkenti olmuştur.

1232 yılında Eyyûbi Hükümdarı el-Melikü’l Kâmil şehri zapt ederek Artukoğulları’nın hâkimiyetine son vermiş, Hasankeyf emirliğini de oğlu el-Melikü’s Salih’e bırakmıştır. 1260’ta gerçekleşen Moğol istilasındaki yağma ve tahribattan Hasankeyf büyük zarar görmüş ve bir daha eski haline dönememiştir. Eyyûbiler Moğol istilasından sonra da onlara tabi olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Er-Rızk Camii
Er-Rızk Camii

Kısa bir süre (1461-1482) Akkoyunlu hâkimiyetinde kalan Hasankeyf,  Karakoyunlu ve Mardin Beyleri arasında süren çekişmelerde sık sık el değiştirmiş, 1517 yılında Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Hasankeyf Osmanlı devlet sistemi içinde Diyarbekir Beylerbeyliği’ne bağlı kaza ve sancak merkezi olarak idare edilmiştir.  Kaynaklarda, XVI. yüzyılın sonlarında Hasankeyf 9500 nüfusun yaşadığı 1700 haneli varlıklı bir şehir olarak geçmektedir. XVII. yüzyıldan sonra, Hasankeyf’ten geçen tarihi ticaret yolunun değişmesi bu kenti önemli ölçüde etkilemiş, 1867 yılından sonra Midyat’a bağlı bir nahiye konumuna düşmüştür. 1926’da Gercüş ilçesine bağlanan Hasankeyf, Batman’ın 1990 yılında il yapılması üzerine ilçe olarak Batman’a bağlanmıştır.

Hasankeyf’in Kültürel Donanımı

Hasankeyf’te değişik dönemlerde birçok mimari eser yapılmış, Ancak deprem, savaş ve ihmaller yüzünden bunların çoğu günümüze ulaşamamıştır. Ulaşabilenler de harabe halindedir.  İlk sırayı 4500 kadar olduğu sanılan ve Hasankeyf’i ünlü yapan insan eliyle şekillendirilmiş mağara tipi konutlar almaktadır. İçkale, Dicle nehri kenarından ortalama 135 metre yükseklikte yekpare kaya kütlesi üzerine kurulmuştur. Doğal yapısına uygun surları ve görkemli kapılarıyla “Yukarı Şehir” olarak bilinen İçkale 1970’li yıllara kadar kullanılmıştır.

İçkale’nin ilk giriş kapısı ile surlar ve Büyük Saray’ın ana kitlesi Roma döneminden kalmadır. Kente ikinci kimliğini kazandıran Artuklu Devleti’nin eserleri de birer kalıntıdan ibarettir. Arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan Mardinike Camii ile Koç Camii Büyük Selçuklu döneminde yapılmıştır. Ulu Cami’nin ilk yapısı, Ortaçağ’ın en büyük ve en geniş kemer açıklıklı köprüsü olan Dicle-Hasankeyf Köprüsü’nün büyük bir bölümü; 2004-2005 kazılarıyla ortaya çıkarılan ve türbeden dolayı “Zeynel Bey Külliyesi” adı verilen yapılar topluluğundaki 2 medrese, Han ve Dicle kenarındaki Hamam; Büyük Saray’ın bir bölümü, Salihiye Bahçelerindeki köşkler ve kaleye ulaştırılan su sistemleri ilk tasarımlarıyla birer Artuklu eseridir.

Hasankeyf’in günümüze yansıyan görüntüsünü Eyyûbi dönemi eserleri oluşturmaktadır. Şahabiye Medresesi ve buna eklenen Sultan Süleyman Camii Er-Rızk Camii, Kızlar (Eyyûbi) Camii, Yamaç Külliyesi, Küçük Saray, Büyük Saray’ın bir bölümü, üç kale kapısı ile İmam Abdullah Türbe ve Zaviyesi Eyyûbi eserleri arasında yer almaktadır. Akkoyunlu Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey için yapılan Türbe Anadolu’da tek örnek olup Hasankeyf’in simgesi durumundadır. Osmanlı döneminde Zeynel Bey Külliyesi’ne bir medrese ile kervansaray eklenmiş, daha önce yapılan vakıf eserleri onarılarak Aşağı Şehir’de 2 cami, çarşı ve bedesten inşa edilmiştir.

Hasankeyf’te Yapılan Kazı ve Araştırmalar

Hasankeyf Ören Yeri 1981 yılında I. derece arkeolojik sit alanı ilan edilmiş, 1986’da Mardin Müze Müdürlüğü Başkanlığında, Prof. Dr. M. Oluş ARIK tarafından kazılara başlanmıştır. Bölgedeki terör ortamı ve ödenek sıkıntıları yüzünden bir süre ara verilmiş, 1991 yılında GAP Bölge Kalkınma idaresi Başkanlığı’nın desteğiyle Hasankeyf Tarihi ve Arkeolojik Sit Alanı Araştırma, Kazı ve Kurtarma Projesi adıyla kapsamı genişletilerek tekrar başlanmıştır. Çalışmalar Sultan Süleyman ve Koç Camii çevresindeki külliyelerle Aşağı Şehir’in merkezinde ve seramik fırınlarında kazı, Mardinike, Yamaç Mahallesi ve Zeynel Bey Türbesi yanında sondaj niteliğinde sürdürülmüştür. Dr. Peter SCHNEIDER ve ekibi de 2001-2003 yılları arasında Er-Rızk Camisi’nde kazı yapmış, harimin bir bölümü ortaya çıkarılmıştır.

2004 yılında Bakanlar Kurulu Kararlı kazı ruhsatı ile Ilısu Barajı sürecinde 2012’de tamamlanması ön görülen “Uzun Erimli Eylem Planı” çerçevesinde Hasankeyf kazı ve araştırmaları yeni bir protokolle Prof. Dr. Abdüsselam ULUÇAM’a devredilmiştir. Hasankeyf Kazıları 2009 yılından beri Batman Üniversitesi adına yürütülmektedir.

Kazılar iklim şartları ve arazi kamulaştırmalarına bağlı olarak 15 Mart – 15 Aralık tarihleri arasında uzun sürelerde gerçekleştirilmektedir.